Mutlakiyetçilik! “Geçmisini Bilmeyen Bir Toplum Gelecgine Yön Veremez. Mustafa Kemal ATATÜRK"

Yayın TarihiMart-Nisan, 2020 İsmail Yıldırım Yazdır

15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da söz sahibi olan İspanya Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğunun yerini İngiltere ile Fransa aldı. 17’nci yüzyılın bitimi ve aydınlanma çağının başlangıcı ile mutlakıyet anlayışı Avrupa’da düşüşe geçti. Rönesans ve reform hareketlerinin Avrupa insanına getirdiği yeni özgürlükler doğrultusunda mutlakiyetçilik karşıtı başkaldırılar arttı. 1789 Fransız İhtilali ile başlayan gelişmeler sonucu, mutlakıyet anlayışı farklı eğilimlere yöneldi ve bazı ülkelerde kralların dahi yetkileri kısıtlandı.

Zenginleşen Avrupa ve Sanayi Devrimi

Sanayi devrimi benzersiz kapsayıcı ekonomik kurumları nedeniyle İngiltere’de başladı. Mülkiyet haklarını güçlendirip akıcı hale getiren, Finans piyasalarını geliştiren, dış ticaretteki devlet destekli tekelleri zayıflatan ve sanayinin ilerlemesinin önündeki tüm engelleri kaldıran kurumları ve yürürlüğe koyduğu yasalarıyla oluşan güven ortamı sanayi devrimini güçlendirdi. Siyasal sistemin önünü açan ve toplumun ihtiyaç ve isteklerine duyarlı hale getiren sanayi devrimi yasalarıydı. Kapsayıcı ekonomik kurumlar, yeni yeteneklere, vizyon sahibi kimselere becerilerini ve fikirlerini geliştirmeleri için ülkede fırsat eşitliği ortamı yarattı, teşvikler verdiler.

Sanayi devrimi neden İngiltere’de, neden 17’nci Yüzyılda başladı? Neden, İngiltere çoğulcu siyasal kurumlarını geliştirebildi. Neden, Krallığın ana vatanı sayılan İngiltere’de mutlakıyetçilik çöktü ve sömürücü kurumlarla olan bağını koparabildi? Tüm bu soruların cevabını buradan vermem elbette mümkün değil.

Size, Daron ACEMOĞLU – James A.ROBINSON‘un çalışması ULUSLARIN DÜŞÜŞÜ kitabını önereceğim.

Sanayi Devrimi Neden Osmanlı İmparatorluğunda değil de İngiltere’de başladı?

1445’te Alman şehri Mainz’de Johannes GUTENBERG iktisat tarihini derinden etkileyecek bir yeniliği açıkladı; matbaa makinesi icadıydı bu. O zamana kadar kitaplar ya katipler tarafından elde kopya edilmekteydi ki bu son derece yavaş ve zahmetli bir işti. Bu yüzden kitap o dönem çok pahalıydı, zor ulaşılır bir kaynaktı. Matbaanın icadıyla durum değişti. Avrupa’da çeşitli konularda ard arda kitaplar basıldı, fiyatı düşen kitaplara ulaşılması kolaylaştı. Okur yazarlık oranı hızla Avrupa’da artmaya başladı.

Diğer tarafta, matbaanın icadını herkes cazip bir yenilik olarak görmüyordu!

Osmanlı Sultanı 2. Beyazıd, daha 1485‘te çıkardığı bir fermanla Müslümanların Arapça baskı yapmasını yasakladı. Bu kural 1516 yılında Sultan 1. Selim tarafından tekrarlandı. 1727’ye gelindiğinde, Osmanlı topraklarında matbaa hala yasaktı. Daha sonrasında Sultan 3. Ahmed, İbrahim Müteferrika’ya bir matbaa kurması için izin veren bir kararname çıkardı. Bu gecikmiş adıma bile kısıtlamalar getirilmişti. Kararname “Bu hayırlı günde bu batı usul, tıpkı bir gelinin duvağını kaldırır gibi gün yüzüne çıkarılacak ve bir daha asla saklanmayacaktır.” Dese de Müteferrika’nın matbaası sır bir biçimde izlenecekti.

Osmanlı’da matbaa artık serbesti ancak ne basarsa bassın, din ve hukuk alimlerinden, yani kadılardan oluşan üç kişilik bu heyet tarafından incelenecekti. Sonuç olarak Müteferrika matbaa kurulması işine başladığı 1729 ve işi bıraktığı 1743’ kadar çok az sayıda, sadece 17 adet kitap basabildi.

Matbaa makinesine gösterilen bu muhalefet okuryazarlık, eğitim ve ekonomik başarı için olumsuz sonuçlar doğurdu Osmanlı topraklarında. 1800’e gelindiğinde İngiltere’de yetişkin erkelerin yüzde 60‘ı, kadınların yüzde 40‘ı okuryazar ve Avrupa ülkelerinde durum bu oranlara yakınken, Osmanlı’da durum sadece yüzde 2-3 kadar erkek okur yazarla vahimdi.

Sanayi Devrimi sadece İngiltere’de değil Avrupa’da neredeyse Osmanlı hariç her ülkeyi derinden etkileyen kritik dönemeç yarattı. Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşının sonundaki çöküşüne kadar mutlakıyetçi konumunu sürdürdü ve yeniliklere açık olamadı.

İngiltere’de ortaya çıkan ekonomik değişikliklerin Osmanlı’da cereyan etmemesinin nedeni mutlakıyetçi siyasal kurumlarla, sömürücü ekonomik kurumlar arasındaki doğal ilişkiydi, Avrupa zenginleşirken Osmanlı fakirleşti.

Mutlakıyet, [Monarşi] devlet yönetiminde, devletin temel güç ve yetkilerinin tek kişide toplandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim anlayışında gücü elinde toplayan kişiyi sınırlandıran herhangi bir yasa yoktur.

Geçmişe özlem mi?

Bugün Anayasamızda 16 Nisan 2017 tarihinde 6771 Sayılı yasa ile yapılan Anayasa değişikliği ile Meclis, Yargı, Hükümet yani yürütme hatta Ordu tek kişinin kontrolüne verilmiştir.