Mimar Gözüyle İstanbul’daki Asansörler

Yayın TarihiNisan-Mayıs, 2021 by Fulya Ayyıldız Yazdır

İstanbul 16 milyonluk nüfusuyla Türkiye’de yatay ve düşey ulaşım sistemlerini en yoğun kullanan kent olma özelliği taşıyor.

Demografik verilere göre kentin 10-60 yaş aralığındaki aktif nüfusu 12 milyon ve bu popülasyon hafta içi her gün düzenli tekrarlarla düşey taşıma sistemlerini kullanarak evlerinden kentin dört bir yanındaki işlerine ve okullarına dağılmakta. [1] Düşey taşıma sistemleri bu anlamda tasarımın daima işleyen önemli bir bileşeni ve bu sistemlere ulaşma kurgusunu da oluşturan biz mimarların dikkatle planlaması gereken bir konu.

Ülkemizin 2000 yılı sonrası dönemi ele alındığında, inşaat sektörünün büyüme hızının GSYİH büyüme hızı üzerindeki seyir grafiği açıkça görülmektedir. Bu grafiği, sektörün önemli bir büyüme dönemine tanıklık eden 80’lerden bağımsız değerlendirmek eksik olacaktır. Zira 1980’lerdeki gelişmelerin Türkiye’deki mimarlık uygulamaları üzerinde günümüze kadar gelen çarpıcı etkileri olmuştur. Örneğin standart yapı elemanları ile çelik, alüminyum, plastik ve cam sanayinin gelişmesi yapılarda giydirme cephe sistemi uygulanmasına fırsat vermiştir ve tüm bu gelişmeler Türkiye’ de hem akıllı binaların hem de gökdelenlerin yapılmasının da önünü açmıştır.

İstanbul’un ve Türkiye’nin en eski ilk elektrikli asansörü Pera Palas Oteli’nde yer almaktadır. 115 odalı oteldeki tek asansör dökme demir ve ahşaptan yapılmış OTIS marka, 400 kg kapasiteli bir asansördü. Günümüz standartlarında otel servis asansörü, monşarj ve engelli erişimine uygun bir yolcu asansörü olmaksızın düşünülemez. 1980’lerde üretilen ortalama bir İstanbul apartmanının merdiven kovasında, erişilebilirliği düşük, 1.5x1.5 m ölçüsünde bir şaftın içinde genellikle 320 kg kapasiteli, düşük hızda, titreşim ve ses yapan tek bir asansöre rastlanılmaktaydı. Günümüzdeyse yönetmeliklere göre 800 kg’dan daha düşük kapasitede asansör planlanamıyor. Yapılarda üç kat aşıldığı takdirde asansör, üç katın altında ise asansör kuyusu zorunluluğu var. Standart kabin ölçüleri de artmış durumda. Asansör firmaları ayrıca yüksek hız ve kapasiteye sahip geniş kabinler üreterek sektörel gelişmelere adapte olmakta ancak tüm bu standartlara uyarken özellikle İstanbul’da düşey taşıma sistemlerinin optimizasyonunu sağlayamamış yapılar üretilmektedir.

İstanbul’da 2000 yılı ve sonrası dönemde mimarların ağırlıklı olarak ürettiği yapı türleri; karma kullanımlı yüksek katlı ofisler, gökdelenler, rezidanslar, alışveriş merkezleri, oteller ve yoğunluğu yüksek konut blokları olmuştur. Gökdelenlerin şehir siluetinin bir parçası haline geldiği bu süreçte, nüfus yoğunluğunun ve talebin artışı konut tasarımlarının kullanım alanı daha küçük dairelerden oluşan hane sayısı ve kat yüksekliği fazla bloklara evrilmesine neden olmuştur. Tüm bu tasarımlarda çekirdeği, planın merkezine konuşlandıran kompakt bir anlayış benimsenmiştir. Ancak kentlilerin sürekli zamanla yarıştığı İstanbul metropolünde nitelikli yapıların kullanıcı memnuniyeti ve sağlıklı işleyişi için elzem olan düşey taşıma sistemlerinde, asansörün kapasitesi dışında hızı, ideal büyüklüğü, teknik özellikleri gibi konuların optimize edilmesi hususunda genellikle mimar, müteahhit ve yapı sahibi arasında sistemin optimizasyonu için köprü görevi gören asansör danışmanından hizmet alınmaması sonucunda yapının asansör holü ve kabin tasarımı ne kadar ferah ve modern olursa olsun ideal işleyişe ulaşılamıyor. Kullanıcıyı baz alan trafik analizleri yapılmadan üretilen özellikle yüksek yoğunluklu yapılarda kullanıcılar oldukça ciddi sorunlarla karşılaşıyor. Örneğin kentteki lüks rezidans veya ofis asansörlerinde genellikle yedekleme düşünülmediği için bir asansör arızalandığı zaman binada kuyruklar oluşabiliyor. Üç asansörden biri bozulduğunda diğer iki asansördeki aşırı yüklenme arızalara sebep olabiliyor. Bu anlamda değerlendirdiğimizde mimarların asansör danışmanlarıyla iş birliği yaparak İstanbul gibi bir kentte kullanıcıları zaman konusunda avantaj yaratacak tasarımlarla buluşturması ideal olandır. Bu alandaki memnuniyet aynı zamanda tercih edilirliği artırdığı ve arızaları azalttığı için uzun dönemde maliyetler bakımından olumlu etkiler yaratacaktır.

Tüm bunların yanı sıra İstanbul kadar önemli bir turizm merkezinin otellerinde hala yolcu asansörlerinin servis asansörü olarak kullanıldığını, çöp ve yemeklerin aynı asansör ile taşındığını görebilmekteyiz. Ayrıca yolcu ve servis asansörlerinin aynı hole açıldığı misafirlerle otel servisinin çakıştığı pek çok proje görmek mümkün. Yapının hangi kullanıcıyı ne şekilde hangi asansöre yönlendireceğinin planlanması konusunda yine mimarlara doğru kurguları yaratabilmeleri için özgürlük tanınması gerekiyor.

Yapı çekirdeği ve şaft ölçüleri planlanırken kapı açılma hızı, hol kurgusu, asansör yangın bacası gibi konuların göz önünde bulundurulmaması İstanbul’un nitelikli yapılaşma hedeflerine ket vuran unsurlardan biri. Örneğin ofis yapılarında hızla açılıp kapanan kapıların yerini hastane yapılarında düşük hızlı kapılar almalı. Tek bir husus dahi kullanıcılar için çok büyük bir fark yaratıyor.

İstanbul ve büyük metropoller için en önemli konulardan bir diğeri ise “sürdürülebilirlik”. Giderek daha dar alanlarda daha yüksek yapıların üretimini zorunlu kılan bu sistem yerine ayrıca mevcut yapıların yıkılması yerine yeniden değerlendirilmeleri ile asansörlerin günümüz standartlarına uygun yenilenmesi veya yapı tasarımında kullanıcı popülasyonunun artabileceğinin göz önünde bulundurulması ve düşey taşıma sistemlerinin adaptasyonunun önceden planlanması oldukça büyük önem taşımakta. Bu konuda da İstanbul planlama eksiklikleriyle yüzleşmeli. Tasarımcılar tarafından gelecek dönem değerlendirmelerine taşınması gereken bir diğer konuysa pandemi. Böyle yoğun nüfuslu kentlerde pandeminin tasarımlara yön vereceğini şimdiden görmek mümkün. Yeni yapılarda kullanıcıların mesafelerini koruyabilecekleri geniş, dikdörtgen planlı kabinler ile temassız çağrı sistemlerinin revaçta olduğunu görüyoruz.

Mimarlar düşey taşıma sistemlerini kurgulayarak aslında yapının işleyişi, niteliği, kalitesi ve hatta kullanıcıların sağlığı gibi pek çok kritik unsuru elinde tutuyor. İstanbul’daki tasarımcılar ise zamanla yarışılan bu kent için yaşam şekline fonksiyonel olarak iyi cevap veremeyen bir yapının kullanıcılarının kendilerini çok daha yorgun ve gergin hissedeceğini düşünerek mekanda çalışan sistemi kurgularken hayatı kolaylaştıran ve zamanı optimize eden tasarımlar kurgulama sorumluluğunu üstlenmeli.

Fulya Ayyıldız, Bilfen Fen Lisesi’ ndeki eğitiminin ardından, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık Fakültesinden 2011 yılında, Mimarlık lisans derecesiyle mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Adana İl Özel İdaresi’ nde mimar olarak başladığı görevinden istifa ederek, Istanbul’da tasarım ve yaratıcılık odaklı şirketlerde Proje Koordinatörlüğü ve Proje Müdürlüğü görevlerini üstlendi. Üniversite ve okul yapıları, oteller, fabrikalar, karma kullanımlı ofisler ile uluslararası piyasada iç mekan tasarımı gibi farklı ölçek ve alanlarda pek çok projede tasarımcı ve koordinatör sıfatıyla çalıştı. Türkiye Mimarlar Odası üyesidir. Şu anda Hollanda menşeili danışmanlık ve tasarım şirketi Solutions by Liftinstituut’ da Kıdemli Mimar olarak çalışmaktadır.