Matematik, Din Dersi ve Toplum

Yayın TarihiKasım-Aralık, 2020 Yazdır

İnsanlık tarihine baktığımızda, yaşanan art arda değişimlerin, devrimlerin olduğunu görmekteyiz. İnsanlığın ilerlemesinde en önemli devrimin günümüzden 12 bin yıl öncesinde yaşanmış tarım devrimiyle gerçekleştiğini biliyoruz. İnsanlığın gelişiminde tarım devriminin önemi büyüktür. Zira, insanlık ilk kez o güne kadar tam tüketici [hayvan avlayarak yaşamını sürdürürken] konumundan üretici konumuna [o güne kadar sadece tükettiği yaban bitkilerini ehlileştirip çeşitlendirmiş, ekip hasat ederek hayatını kolaylaştıran yiyeceğine süreklilik kazandırmıştır.] Tarım Devrimiyle geçmişti. Bununla da yetinmedi insanlık, daha farklı başka faaliyet alanlarına, düşünmeye, araştırmaya zaman ayırarak ilerledi...

İnsanlığın binlerce yıllık gelişim sürecinde, kentleşme ile artan ticaretin, hatta ülkeler arasında gelişen ticaretin [Misal, İpek yolu Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli bir ticaret yoluydu..] yanında yaşadığı onca değişimin ardından 1700’lerin sonlarında İngiltere’de başlayan ve Avrupa’da yayılan Sanayi Devrimiyle o güne kadar yaşadığı en büyük sıçramayı başardığını, Sanayi Devrimiyle zenginleşen toplumun ihtiyaçlarından doğmuş Finans Devrimini, 20. yüzyılın son çeyreğindeyse Küreselleşmeyle yüzleştiğini biliyoruz.

Şimdiyse, yani 21.yüzyılın içinde artık Dijitalleşmeyle karşı karşıyayız. Şüphesiz bu süreç bugüne kadar yaşanılmış insanlık tarihinde başarılmış en etkin ilerleme, hatta keskin devrimdir. Çünkü; dijitalleşme dünyada ülkeler arasındaki sınırların kalktığı bir platform olarak kabul edilmektedir. Dijitalleşme arttıkça süreçler daha sistematik bir halde iyileştirilebiliyor, yaratılan katma değerlere ulaşıp yönetmek de kolaylaşabiliyor.

Ne var ki; tüm bunları yapabilmek, Dijitalleşme sürecini yönetebilmek o kadar da kolay bir iş değildir; insanın buna hazır olması gerekiyor. Bu hazırlığın adı insana verilen/verilecek olan eğitimdir; akılcı düşünmeyi destekleyen eğitim örneğin. Şahsen, genç kuşaklara kazandırılacak “akılcı düşünme yetisi” ile Dijitalleşme süreçlerinde dünya ölçeğinde süreçlerin ülkemizde de yönetilebineceğine inanıyorum. Bunun da hiç kuşkusuz kesintisiz tek yolu bilim ve teknikten yani matematikten geçiyor. Matematik demişken bu noktada durup düşünmemiz gerekiyor, çünkü bizde öğrenciler arasında yaygın olan “Matematik ile aram yoktur.” klasik söylemini terse çevirmemiz, matematiği genç nesillere sevdirmemiz gerekiyor. Yine çünkü, Türkiye 15 yaş öğrenci gurubu başarısı sıralamasında, OECD ülkeleri arasında matematikte 65 ülke arasında son sıralarda yer alıyor. [Bu veri 2016 yılına aittir, bugün durumun daha iyi olduğunu söylemek de mümkün değildir.] Kuşkusuz bu olumsuz durumun değiştirilmesi ülkede İmam Hatip Listelerinin saysını artırarak, matematik ders sürelerinin daha azaltılması ve din derslerinin sürelerini uzatmakla mümkün olmayacaktır.

Akılcı Düşünme Alışkanlığı

Endüstrileşme sürecini tamamlayamamış bizim de aralarında olduğumuz ülkelerin ortak, önemli bir sorunları var; Çağın teknolojilerini anlayamamak, kavrayamamak. Bizim durumumuza bakacak olursak; daha çok teknoloji tüketicisi bir toplum haline getirildik, teknolojiyi üretecek iş gücümüz de yok, altyapımız sınırlı hatta yok denecek kadar azdır.

Fikri Hür Vicdanı Hür İnsan Yetiştirmek Konusu

Aklı hür, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için kurulacak olan eğitim sistemi bilimselliğe dayalı olmalıdır, Dinin doğmalarına dayalı değil. Zira, dinsel eğitim; Araştırmaz, Aklın öncülüğünü, Pozitif bilimi kabul etmez, Bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklerle yükselen özgürlük, eşitlik, adalet ve milliyetçilik düşünceleriyle ilgilenmez.

Geçmişini Bilmeyen Geleceğini Kurgulayamaz, Planlayamaz

M.S. 800-1200 Yılları arasında Kilisenin egemenliği altındaki bağnaz batı dünyasına dahi ışık olmuş, örnek olmuş İbn-I Haldun, İbni Sina, İbn-I Hayyan, El Biruni, El Kindi gibi daha adını buraya yazamadığım bir çok zamanın en etkin eğitim veren Üniversitelerinin temel aldıkları derslere bir bakınız lütfen; tıp, fizik, kimya, matematik, sosyoloji ve teknolojiydi. Bu kurumların hemen hepsi aklı hür, vicdanı hür, fikri hür bilim insanları tarafından kurulmuştu, tıpkı geçen sayımızda makaleme konu olan Köy Enstitüleri gibi, ortak amaçları: hayatı okulda aldığı eğitimle öğrenmiş insan yetiştirip mezun etmek ve sonrasında öğrendikleriyle çevresine, ülkesine faydalı olacak, hayatı öğretecek insan yetiştirmek.

Dinler Tarihi

İnançlar, insanlık tarihinde tarım devrimi kadar eski değildir. İlk Din olarak kabul edilen Yahudiliğin yaklaşık olarak M.Ö 2000, Budizm’in M.Ö 560’lı yıllardan geldiğini, böylelikle dinler tarihinin derinliğinin günümüzden yaklaşık 4020 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu biliyoruz. Milat kabul edilen Hırıstiyanlığın günümüzden 2020, M.S 650 yılından itibaren yayılan İslam’ınsa 1370 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu, ayrıca da 5 kıtada var olduğu kabul edilen 100’lerce dinin varlığından haberdarız.

Şurası artık kesindir; Dinler var oldukları günden beridir daha çok varlıklı ve güçlü olanların yani Feodal düzenin, Soylu sınıfının, Kralların, İmparator ve Padişahların yanında yer almış kurumlardır, fakir, yoksul insanların değil.

Laik Nitelik

Kilisenin sınırsız egemenlik hakları Avrupa’da 1789 Büyük Fransız devrimiyle yaşanan halk ayaklanmasıyla sona erdirilmiştir. 1789 Devrimiyle din-devlet ilişkisi sonlandırılmış, devlet dinden arındırılmış, laikleştirilmiştir.

Fransız devrimi öncesinde bağnazlığıyla tarihe geçmiş Kilise ve Hırıstiyanlık Fransa ve tüm Avrupa’da Kral’ların yanında diğer taraftan da üstünde çok güçlü bir konuma, yetkilere sahipti. Bu sınır tanımaz egemenlik “Tanrı’nın hakları” sistemiydi ve ilk kez 1789 Fransız devrimiyle yıkıldı, yerine o tarihten sonra tüm insanlık tarihine örnek olacak olan “İnsan haklarına” dayalı yeni bir düzen kuruldu.

Osmanlı’ın Çöküş Nedenleri

Osmanlı’nın çöküş nedenleri çokça yazıldı, konuşuldu ama tekrar etmek gerekirse Osmanlı’ın çöküşündeki mutlak nedenler; 1789 Fransız Devrimi öncesinde Hırıstiyanlığın AB ülkelerindeki yönetimsel gücü neyse, İslam’ın Osmanlı üstündeki yönetimsel gücü benzerdi. Örneğin, Matbaa dinen kabul görmediği için Osmanlı topraklarına girişi Avrupa ülkelerinden 150 yıl sonrasında olmuştur. Osmanlı bilimden, sorgulamaktan, felsefeden, sanatın her türünden dolayısıyla yaratıcılıktan kopmuş Avrupa’nın tam tersi yönde gerilemeye başlamıştı. Toplumda yaygınlaştırılan biat kültürü ki; bugün de biat kültürü etkisi azalsa da devam etmektedir, gelişmenin önündeki en önemli engeldi. Osmanlı, Avrupa, Rönesans aydınlanma dönemi, ardından 1789 Fransız devrimiyle yenilenirken önce Avrupa’da yaşanan değişimi, aydınlanmayı, sonra sanayi devrimini kaçırdı, Avrupa’nın 150-200 yıl gerisine düştü ve kaçınılmaz çöküşünü hızlandırdı.

Laik Türkiye Cumhuriyeti

Osmanlı’nın çöküşü sonrasında kurulan Cumhuriyetin ilk kuşakları bir Osmanlı geleneği olan biat kültürünü aşmak için çok çabaladılar. Kısa sürede devlet ve din ilişkileri ayrıştırıldı, laik yapı kuruldu. Eğitimde bilime, sorgulamaya, dayalı bir eğitim sistemi kurgusuyla Köy Enstitüleri projesi planlanıp uygulamaya geçildi, tam yaygınlaşmaya başlayacağı evrede siyasi nedenlerle genç beyinlerin hayatı okulda öğrenmesi ve öğrendiklerini çevresine öğretmesi projesinden vazgeçildi. Kuşkusuz bu vazgeçiş Türk toplumunun geleceğinde derin boşluklar oluşturduğunu bugün çok daha net ortaya çıkmış görünüyor.gün hala, Cumhuriyet’in kuruluşunun 97. yılında devletin kurumlarını, laik yapsını ve eğitim sistemini tartışıyoruz, dikkat edin geleceğimizi değil. Tartışılan konuların başındaysa çöküş nedenlerini sağır sultanların duyduğu ama toplumumuzca hala tam da bilinmeyen, derme TV dizilerden öğretilen Osmanlı’dır ve bu durum sadece zaman kaybıdır.

O yüzden hala “Önce Eğitim” ama bilimsel eğitim...