Koronavirüs’ün Öğrettikleri...

Yayın TarihiMayıs-Haziran, 2020 İsmail Yıldırım ismail.yildirim@ametal.com Yazdır


“En Hakiki Mürşit İlimdir Fendir!”
“Efendiler!
Dünya’da her şey için; maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır.”
22 Eylül 1924 Samsun
Mustafa Kemal ATATÜRK

Sağlık her şeydir!Sağlık her şeydir!

Anonim bir söz; görünmeyen düşman, en büyük tehdittir, bilerek yaşa.

Koronavirüs insan sağlığını tehdit ediyor. Bu tehdit, ürettim ama satamıyorum sorunu değil. Zengin fakir, eğitimli, eğitimsiz, genç, yaşlı ayrımı gözetmeyen büyük bir sağlık sorunu.

Aşısı şimdilik yok! Önlemi var; insanların birbirinden uzak durması, özellikle testi pozitif çıkmış insanlardan uzak durulması, insanların evlerinde kalmalarıyla virüsten kurtulmaları mümkün. Diğer taraftan devam eden çalışma hayatı süreci olumsuz etkiliyor. Evden takip edilecek işler elbette vardır, ancak üretimin evden yapılabilmesi çok alan için mümkün değildir.

Üretim her şeydir!

Sektörümüzü ele alırsak, asansörü oluşturan malzemeyi evde üretemezsiniz. Üretilen malzemeyi evden kontrolünü her anlamda yapamazsınız. Ürünün paketlemesi, lojistiği uzaktan olacak işler değildir. Kısacası bugünlerde üretim yapan firmalarımız zor bir süreç yaşıyorlar. Bir yandan hesaplanan hedeflere göre müşteri talepleri düşerken, bir yandan da virüsün henüz etkilemediği pazarlardan gelen az sayıdaki taleplerin üretimini yapmak hem maliyet hem de çalışan sağlığı bakımından büyük risk taşıyor. Zira, üretim hattında çalışan bir personelde koronavirüs tespit edilmesi tüm üretimin durması anlamına gelecektir. Bu işletme için büyük bir felaket olabilir. Çünkü, üretim olmadan kazanılmış bir hak, yaratılmış bir katma değer, dolayısıyla da dağıtılacak bir değer olmaz. Böylesi bir durumda işveren çalışanın maaşını nasıl ve hangi kaynaktan ödeyecektir?

Kendini bil!

Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.

Aristo ve Mevlana’nın anlamlı iki sözü, bugünün Türkiye’si için söylenmiş gibidir; Bugünün Türkiye’si radikal İslam’a teslim olmuş durumdadır; “İslam bize uyacak değil ya, biz İslam’a uyacağız, her şey İslam esaslarına göre olacaktır.” Gelinen bu nokta hiç kuşku yok ki, 16 Nisan 2017 Anayasa Değişikliği Referandumunun bir sonucudur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiş radikal İslam ülkede kökleştirilmiştir. Halbuki Dünya’da radikal İslam’ın esas alındığı, doğalgaz-petrol gibi yer altı zenginliklerini saymazsak, sanayisiyle, tarımıyla, hizmet sektörüyle üreterek zenginleşmiş bir toplum yoktur.

Türkiye özellikle son 10 yılda okuldan çok cami, hastaneden çok hapishane, kütüphaneden büyük ve çok AVM yaptı. Büyüme stratejisini tamamen inşaat sektörüne göre belirleyen ve bir kişinin söylediğinin kanun sayıldığı yeni yönetim şeklinde krizler kaçınılmazdır. Bugün gelinen noktada, yine ekonomi büyük bir kriz yaşıyor ve esasen bu yeni bir durum da değildir. Koronavirüs 2019 son çeyreğinde Çin’de ortaya çıkmadan çok önce de Türkiye ekonomisi krizdeydi.

Zengin Toplumlar ve Tasarrufun faydaları.

Dünya ülkeleri, koronavirüs tedbirleri anlamında aldıkları önlem paketlerini tek tek açıklıyorlar, birçok ülke sıkı karantina günlerini aylardır uyguluyor. Gelişmiş, zengin toplumlarda devlet vatandaşına güvence veriyor; üreticinin, esnafın kısacası vatandaşın gelecek kaygısı yok. Bunu elbette güçlü, zengin hazinelerine borçlular.

Bizde durum farklıdır.

Rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 1987 yılında bir gazeteciyle yaptığı söyleşide söylediği ünlü olmuş bir sözünü hatırlayınız: “70 sente muhtacız” O zamanlar ağızlardan düşmeyen vatandaş söylemlerini de: “Eyvah, hazine tam takır”

Ya bugün?

Seçimlerimiz Geleceğimizdir!

1960’larda Türkiye’nin büyüme stratejisi sanayi-imalat sektörü üzerine planlanmıştı, Turgut ÖZAL iktidarında bu stratejiden sapıldı. Sonrasında durum değişmedi. Gelinen noktada eğitim sistemimiz çöktü, yeterli nitelikli iş gücü yaratılamadı. Bel bağlanan inşaat sektörüne bağlı büyüme durdu, ekonomide kriz yaşanıyorken, koronavirüs günleri yaşanan krizi daha da derinleştirdi.

1960’larda Japon ürünleri dünyada ‘kalitesiz’ demekti. Japonya bilim ve teknolojiye yatırım yaptı, gelenekçi, fırsat eşitliği sağlayan eğitim sistemiyle nitelikli iş gücü yarattı ve dünyada örnek gösterilir hale geldi. Dünya ekonomi liginde ilk üçteler. Koronavirüs’ten en az etkilenen ülke..

Her Hatanın Bir Faturası Vardır; Daha Fakirleşeceğiz!

Koronavirüs, insanı yani iş gücünü tehdit ediyor. Ekonomiler daralıyor. Bu süreç dünyanın kesin olarak değişeceğinin bir işareti. Görünen o ki; top yine gelişmekte olan fakir ülkelerin başında patlayacaktır. Zira, gelişmiş zengin ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkileyecek olsa da bu ülkeler zengindir. Güçlerinden güç kaybetmeyi göze alacak seviyedeler, Merkez Bankaları kayıplarını karşılayabilir.

Türkiye için durum yine farklıdır. Gelişmekte olan bir ülke ve dış borç yükü çok fazla. Borçla ayakta tutulan bir ekonomi var. Uzun bir süredir duran inşaat sektörüne, şimdilerde alınan koronavirüs tedbirleriyle birçok işletme, küçük esnaf kepenk kapanmış durumda, bir süre sonra duracak olan sanayi üretimiyle büyüyen işsiz ordusuna binlerce işsiz daha eklenecek ve bu insanlar devletten sınırlı ölçüde destek alabilecekler.

Gerçekler Acıdır!

Koronavirüs süreci Türkiye insanına hangi ülke zengin, hangi ülke fakir öğretmiştir. Zengin bir ülke değiliz. Ülke ekonomisi zaten krizdeydi ve şimdi kriz daha da derinleşiyor. Firmaları dolayısıyla ekonomiyi ayakta tutacak kadar kaynak hazinede var mı?

Bugünün en güncel sorusu budur...

Doğa Her şeydir!

Ve insanların evlerinde karantina günleri başladığından buyana timsahların, geyiklerin, ayıların caddelerde dolaştığını görüyoruz dünya başkentlerinde. Bizde de Uzun yıllar sonra yunuslar Haliç’in içlerine ilk kez girdiler. Bu dünya bizim, insan doğanın en büyük katledicisidir der gibiler.

Bana göre de koronavirüs, doğanın bir uyarısı sanki insan oğlu için; doğayı koruyun, rant ve maddi çıkarlarınız için doğayı, yeşili daha fazla katletmeyin..

Tarım Olmazsa Olmazdır!

Konya ovası büyüklüğündeki bir Hollanda AB’nin sebze hali gibidir. Bizde tarımın geldiği nokta tam bir S.O.S., bitmişlik durumudur, anlatılır gibi değil. Köylümüz tarlasını satıp şehirde bir apartman dairesi alma derdinde. Çünkü ektiği, biçtiği artık karnını doyurmuyor, uygulanan devlet politikaları işlevsel değil tarıma destekler yetersiz, bu çok üzücüdür. Dolar kurunun 7 TL olduğu şu günlerde dahi, nohutu, patatesi, unu, fasulyeyi dış ülkelerden satın alır hale geldik. Artık farkına varmalıyız; Çiftçimize, toprak anamıza dünden daha çok ihtiyacımızın olduğunu.

“Efendiler! Milli ekonominin temeli tarımdır.

Türk köylüsünü ‘Efendi’ yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez.”

Mustafa Kemal Atatürk 1922