Eğitim-Üretim ve Zenginleşme

Yayın TarihiTemmuz-Ağustos, 2020 İsmail Yıldırım Yazdır

Uzun zaman oldu, bu köşede yazıyorum. Yazdıklarım okur için faydalı oluyor mu? Kuşkusuz bunun ölçümü sizlerde saklıdır. Benim tarafımda emin olduğum şey; işimi severek yapıyorum ve herkese de tavsiye ediyorum; ne yaparsanız yapın ama severek yapın.

Uzun zaman oldu, bu köşede yazıyorum. Yazdıklarım okur için faydalı oluyor mu? Kuşkusuz bunun ölçümü sizlerde saklıdır. Benim tarafımda emin olduğum şey; işimi severek yapıyorum ve herkese de tavsiye ediyorum; ne yaparsanız yapın ama severek yapın.

Asansör geleceği olan bir iş kolu bana göre; İnsanların kırsal alanlardan önlenemeyen göçleriyle kentler büyüyor dünyada, binalar yükseliyor artan nüfusu barındırmak için, düşey taşımacılık daha bir önem kazanıyor her geçen gün ve asansör sürekli olarak gelişiyor. Düşey taşımacılığın geleceği daha da parlak olacaktır, şeklinde düşünenlerdenim. Asansör konusunu önemseyen yayın organlarını da çok önemsiyorum. O yüzden buradayım. Elinizde tuttuğunuz bu dergi misal, içinde barındırdığı konular, fikir ve düşünceleriyle bir asansörcü için değerli bir kılavuz, güçlü bir iletişim aracı, yeri geldiğinde firmalar arasında bir köprü adeta. Her bir sayısı için size ulaşmadan önce onlarca kişi ciddiyet ve titizlikle çalışıyorlar. Konuların seçiminden, içeriğine, sayfa düzeninden kapağına kadar harcanmış yoğun bir emek var.

Bu sayı için makalemi yazmadan önce dönüp geçmişte neler yazdıklarıma şöyle bir göz gezdirdim; resmen şoktayım, hiç mi bir şey değişmez? Türkiye’de tarihler sürekli değişiyor ama zaman hep aynı kalıyor! Kurulan cümlelerin başındaki kelime yeni, yine, yeniden ama yeni olan bir şey yok! Gerçek hiç değişmiyor, yine aynı bilindik hikâye; Kriz!

Bu kaçıncı kriz, kaçıncı şok?

Sahi, son 10 yılda kriz sayısını bilen var mı bu ülkede? Krizler o kadar iç içe süre geliyor ki normal saydığımız süreçlerde yaşanılan krizlerin farkında bile olmuyoruz! Her seferinde bir dış güç düşman gösterilmiş olsa, ha bire gündemler değiştirilip krizler gizlenip normalleştirilse de içinde bulunduğumuz durum hiç değişmiyor, muş’lu miş’li yaşam devam ediyor derken, bu sefer görünmeyen düşman Covid-19 sağlık bahanesiyle gelip girdi hayatımıza! Paramız pul oldu yabancı paralar karşısında ve koca bir ülke bir gecede fakirleştik!

Tarih Neden Hep Tekrarlanıyor?

Geçmişte ki yaşanmışlıklardan ders almamak bir ülke insanı için utanç vericidir. Ve bu ülke insanının aldığı eğitim-öğretim sistemiyle direkt ilişkili bir durum bana kalırsa. 21’inci yüzyılda bambaşka bir Türkiye beklerken, içine düştüğümüz şu duruma bir bakın! Büyük bir kitle için kişi başına düşen milli gelirin indiği seviye ülkenin son üç yılda kaç yıl geriye gittiğini gösteren adeta bir kanıt, belge niteliğindedir.

Suçlu Kim Sizce?

Suçlu arayacak lüksümüz var mı, önce bunu bir düşünün? Bence hepimiz suçluyuz! Hiçbirimiz kafamızı kaldırıp da ne oluyor? Bu eğitim sistemiyle, adalet anlayışıyla bu işin sonu nereye varacak diye sormadık kendimize! Bir gece de köşe dönmeler, zengin olmalar da neyin nesidir, ülkede nitelikli iş gücü yok, nitelikli iş gücü yaratmadan, üretmeden, yurt dışına satmadan zenginleşme nasıl olacak diye düşünmedik! Gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenlere yine de inandık, yeniden seçtik, hemen her gün ayyuka çıkan popülizmi alkışlayıp durduk!

class="bold"Önce Eğitim!

Yıllar önce yazıklarımı yeniden okudum demiştim; 13 Mart 2015 tarihinde Yeni Şafak köşe yazısında geçen konu bugün de günceldir; “Bizim ortaya koyduğumuz zengin medeniyet tecrübelerimizi mümkün kılan şey, Kur’an’a ve Sünnete dayanan medrese ve tekke sistemidir. Eğitim sistemimizi Kur’an ve Sünnet ekseninde yeniden yapılandıramadığımız sürece, bu kendi-kendini sömürgeleştirici eğitim sistemiyle en iyi yapabileceğimiz şey, Batı kültürünün gönüllü acenteliğini üstlenen “gönüllü köleler” yetiştirmek olabilir yalnızca – şimdiye kadar yapa geldiğimiz üzere. Bizim yeni İbn Sina’lar, yeni Itrı’ler, yeni Sinan’lar yetiştirebilmemiz gerekiyor. Bunun için de Kur’an’ı eğitim sistemimizin merkezine yerleştirmek zorundayız.’’

Milli Eğitim programımız ilim ve bilime mi yoksa dine mi dayandırılmıştır? Sorusuna verilecek cevap bugün artık çok net bellidir; okullarımızda eğitim seviyesi yetersiz ve gün geçtikçe seviye düşüyor. Dünya sıralamasında dereceye giremeyen, işsizler ordusu “ne iş olsa yaparım” tarzı düşünen gençler yetiştiriyor olduk.

Osmanlı’da Eğitim ve Sanayii Nasıldı?

Osmanlı İmparatorluğunda eğitim ve ekonomide Müslümanlar gayrimüslimlerin gerisinde kalmıştı. Osmanlı 1912 yılı istatistiklerine göre sanayiinin %48’i Rumlara, %30 ‘u Ermenilere, %10 diğer, sadece %12 ‘i Türklere aitti.

Elbette Nedenleri Vardı!

  1. Matbaanın Müslümanlardan 150 yıl önce Rum ve Ermeniler tarafından kullanılması,
  2. 13. yüzyıldan itibaren medresede akli ilimlerin ve felsefenin kaldırılması,
  3. Mutlak itaat isteyen baskıcı iradenin uzun asırlarda hür düşünceyi önlemesi ve tüzel kişiliklerin gelişmesini engellemesi vs.

Sonuç: ne kadar eğitim, o kadar üretim ve zenginliktir!