Yatırım, Üretim, İhracat ve İstihdam.!

Yayın TarihiTemmuz-Ağustos, 2017 Yazdır

Cumhurbaşkanı Sn.Erdoğan, katıldığı bir toplantıda, Türkiye’nin 17 Nisan’da yeni bir döneme girdiğini, her yönüyle yeni bir diriliş dönemi olacağını vurgulayarak işverenlerden yatırım, üretim, ihracat ve istihdam yaratmalarını istedi.

Sn.Cumhurbaşkanı’nın talebini yerine getirmek, İşverenler için oldukça zor bir görev olsa gerek. Zira; bu dört konu dün olduğu gibi bugün de ülkenin en önemli sorunlarının başında gelmektedir.

Cumhurbaşkanı Sn.Erdoğan katıldığı bir toplantıda, Türkiye’nin 17 Nisan’da yeni bir döneme girdiğini, her yönüyle yeni bir diriliş dönemi olacağını vurgulayarak işverenlerden yatırım, üretim, ihracat ve istihdam yaratmalarını istedi. Sn. Cumhurbaşkanı 4 önemli konuda işverenlerden destek istedi istemesine de istemek yeterli olacak mı? Zira; Türkiye son 6 yıldır yönetimsel anlamda bugünden farklı olmadığı halde yerinde sayıp patinaj çekiyor. Öyle ki; bırakınız 2023 yılı hedeflerinde ilk on ekonomi arasına girmeyi, G20 (Gelişmiş ilk yirmi ekonomi) içinde kalabilmek için uğraş veriyor.

Sn.Cumhurbaşkanı’nın talebini yerine getirmek, işverenler için oldukça zor bir görev olsa gerek. Zira; bu dört konu dün olduğu gibi bugün de ülkenin en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Amacım; yıllardır üretim-ihracat yapan, zorluğunu da bilen bir iş adamı olarak konu hakkında kişisel görüşlerimi paylaşmak, ortak bilince katkıda bulunmaktır.

Genç bir nüfusa sahibiz, genç insanlar mevcut yaşam standartlarıyla yetinmeyip daha yükseltmek isterken aynı zamanda da huzur ve barış içinde gelecek kaygısı duymadan yaşamak istiyorlar ve bu onların hakkıdır. Unutmayalım ki; kişi başı milli gelirin son on yılda değişmiyor olmasını bir geriye gidiş, toplumun ayrışmasını, ülkede yaşanan kaos ve sürekli kavga halinin bir sonucu olarak görenler de giderek çoğalıyorlar.

Kanımca, yatırımdan önce toplumsal barışın sağlanması şarttır. Ayrışmış bir toplumda bu zor bir iş ancak, mutlaka başarılması gerekiyor. Zira; toplumu oluşturan bireylere tek tek baktığımızda sünni-alevi-kürt-türk-ermeni-rum-çerkez-laz.. şeklinde ayrışan kimliklere rağmen, aynı bayrak altında yaşayan özünde farklı insanlar olmadıklarını görebiliriz. Ülkeyi yönetenler onların farklı olduklarını görebilir, farklılıklarından bir bütünlük sağlayabilirlerse o zaman istikrarlı ve müreffeh bir toplumun yolu açılacaktır. Dahası güven için adalet kavramının etkin kılınması, hukukun üstünlüğünün garanti altına alınması yatırım öncesinde tesis edilmesi gereken diğer olmazsa olmazlarımızdır. Zira, ekonominin büyümesi için yatırım, yatırım içinde yeni fabrika yapmamız, var olan fabrikaları büyütmemiz gerekiyor ama Türkiye şu aralar daha çok hapishaneleri çoğaltmakla meşguldür.! Bu yöne gidişi bitirmenin yolu toplumsal barıştır.

Üretimi artırmadan büyüme olamaz. Standartlara uygun üretim yapıp artırmak hele ki bunu sürdürülebilir kılmak Türkiye’nin en büyük problemidir. Bu da yurt dışında imajımızı zedeleyen ciddi bir kalite sorunu doğuruyor. Halbuki; yurt dışında ülke imajı paradan daha önemli bir değerdir. Yurt dışı pazarlarında bir çok ülke bizimle benzer ürünü iyi olan imajları sayesinde bizim ürün fiyatımızın birkaç katına satabiliyorlar. Bizse daha ucuza sattığımız ürünü tekrardan aynı müşteriye satamıyoruz. Sürdürülebilir kalite çözüm gerektiren hala çok önemli bir sorunumuzdur ve temelinde nitelikli iş gücü eksikliği yatmaktadır. Türkiye bu sorununa çözüm olarak Endüstri Meslek Liselerini çoğaltmak yerine İmam Hatip Liselerini çoğaltıyor.! Nitelikli iş gücü için daha çok okul, teknik lise açmamız, eğitim-öğretimde evrensel değerlerden vazgeçmememiz gerekiyor ama Türkiye’de karar vericiler benimle aynı fikirde değiller..

Entelektüel sermaye.!

Entelektüel sermayesi güçlü firmalar bulundukları ülkeleri yukarı taşıyorlar. Daha çok nitelikli insan teknolojiyi kullanarak güçlü firmaları oluşturuyorlar. Esasen bizimde ihtiyacımız olan budur. Entelektüel sermaye nedir derseniz? Bir firmanın bilanço değeriyle piyasa değeri arasındaki farktır. Sorun şu ki; İmam Hatip Liseleri ve Cami adedlerini çoğaltarak entelektüel sermaye oluşturamazsınız!

Oysa ki; patentiniz çoksa, know-howlarınız iş süreçlerinizde uygulanıyorsa, müşterilerinizde hayat bulan yeni farklı fikirleriniz varsa entelektüel sermayeniz var demektir. Entelektüel sermaye gücü kasanızdaki paranızdan daha değerlidir. Nasıl oluşuyor? Top yekun bilgi toplumu olabilmekle elbette. Yukarıda ifade ettiğim toplumsal barışın bir sonucu olan artan üretkenliğin sağladığı refah seviyesi yüksek nitelikli bireyler ve onların yarattığı entelektüel sermaye birikimleriyle hayatı daha anlamlı ve yaşanır kılıyorlar. Devlet ekonomik olarak küçülürken entelektüel sermaye şirketleri büyüyorlar; bizde bunun tam tersi yaşanıyor.!

Türkiye’de üretim yapmanın bedeli ağırdır, hatta saflık olarak görülüyor.! Durum böyle olunca; bir çok tanınmış, ünlü sanayici nispeten niteliksiz iş gücü gerektiren inşaat sektörüne geçtiler. Bu değişimin destekçisi Türkiye’de devlettir. Devlete sormak gerekir; inşaat yapmakla Türkiye’de büyüme nasıl sağlanabilecek?

16 Nisan sonrası Türkiye..

16 Nisan 2017 tarihli referandumda sandıktan ‘evet’ tarafı %51 ile kıl payı fazla çıktı ve Türkiye yasal olarak tek adam eksenli yönetilen yeni bir döneme girdi. Aslında bu durum yeni değil, zira yukarıda da ifade edildiği gibi tek adam eksenli yönetim tarzı Türkiye’de uzunca bir süredir zaten uygulanıyordu.

Son çeyrek asırda dünya çok değişti; her alanda uzak olan yakın, görünmeyen artık görünür oldu; dünya tabir yerindeyse düzleşti. Artık hiçbir ülke büyümek için eskisi kadar rahat değilken, Türkiye’nin tek adam eksenli yönetim anlayışına geri dönmesi, her alanda işbirliği ve ihracatımızın en büyük kısmını gerçekleştirdiği AB ile ilişkilerini germesi, bu sebeple de bir çok AB mevzuatının dondurulması kanımca lehimize olan bir durum değildir. Gelinen nokta, yatırım yapılamaz bir ülke seviyesidir. Diger taraftan OHAL ve KHK kararları dış pazarlarda güvenirliliğimizi zedelemiş ülke imajını olumsuz yönde sarsmıştır. OHAL süreci ile kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, muhalif gazeteci-yazarların hapiste tutulması, yüzbinlerce insanın işinden olması da ülkemizin içinde bulunduğu seviyeyi daha aşağıya inmesini hızlandırmaktadır..

Son söz olarak; Dünya standartlarında üretim yapan, büyüyen bir ülke olabilmek, hukukun üstünlüğünün, adaletin etkin kılınamamasına ek olarak, AB ile kopan ilişkiler, kişisel verilerin korunması yasası dahi aksayan bir ülkede ne kadar mümkün olabilir?

Bekleyip göreceğiz…