Sevgi, Bilmekten Doğar! ”Mevlana”

Yayın TarihiOcak-Şubat, 2018 İsmail Yıldırım Yazdır

Rumi, bir dönem Anadolu demekti; Doğu Roma sonrası süreçte Anadolu halkının ekseriyetinin Rumlardan oluşması sebebiyledir bu tanım. Hoşgörü ve barışın öncüsü olarak dünyada da kabul gören ünlü din bilginimize batı dünyasının Hz. Mevlana Celaleddin Rumi demesinin nedeni de buradan gelir. Anadolu insanı o yıllarda; Rumlar, Kürtler, Türkmenler, Türkler, Ermeniler birlikte kilidi olmayan evlerde yaşıyorlardı. Bugün, politikacılarımız; evlerin kapı kilidinin olmadığı dönemler yaşamış bir milletin torunlarıyız diye övünürken, onlara sormamız gereken soru şu olmalıdır bence; kapısında kilidi olmayan evlerden şimdilerde güvenlik güçlerinin koruduğu evlerde yaşamaya nasıl gelindi ki? Yanlış kararlarımızın sonucu olarak; en önemli ortak değerimiz olması gereken devleti, herkes yerine bir kesimin devleti haline getirmemizden kaynaklı bir güven eksikliğinden olabilir mi?

Güvenden söz açılmışken; Türkiye’de her yıl yaklaşık 25.000 adet yeni asansör yapılıyor. Kayıt dışını da katarsak bu sayı daha da artabilir. İstatistik verilerine göre yapılan asansörlerin %50 den fazlasını, 320, 400 ve 630 Kg kapasiteli yolcu asansörleri oluşturuyor. Türk Standardlarında (TSE) 70x65x9A ebadındaki ray, soğuk çekme olarak tanımlanmıştır. (kanat yüzeyi işlenmiş raya göre iki kat pürüzlü.) 70x65x9A Kabin rayı mıdır? Zira, dünyada soğuk çekme raylar genelde ağırlık rayı olarak kullanılırlar. Ray, kabin konforunu yakından ilgilendiren bir malzemedir ve siz soğuk çekme rayı kabin rayı olarak kullanırsanız konfor sağlayamazsınız. Türkiye bu konuda dünyadan ayrışarak, asansörcüyü 70x65x9A soğuk çekme rayı kabin rayı olarak kullanmaya mecbur kılıyor. Bir anlamda bilerek ya da farkında olmadan asansörlerde kalite ve konfor devlet eliyle aşağı çekiliyor! Çünkü 70x65x9B tipi kılavuz raylar Türkiye’de üretilmediği halde devlet ithalatında 4 USD/Kg gümrük vergisi alarak ithalatını önlüyor. Sektörde bir Federasyon ona bağlı olan, olmayan onca dernek hatta onlarca yerli taahhüt firması varken, biri de çıkıp TSE’ye itiraz edip soramıyor; 70x65x9A Soğuk çekme raydır ve kabin rayı olarak kullanılmamalıdır. Asansörcüyü bu raya mecbur bırakmanızın sebebini açıklar mısınız? Neden 70x65x9B yüzeyi planya edilmiş daha kaliteli ray değil de ısrarla 70x65x9A ray kullandırtıyorsunuz?

İşin aslı, uluslararası hiç bir asansör firması 70x65x9A soğuk çekme rayı kabin rayı olarak kullanmaz. Yurt dışından getirdikleri paket asansör içinde (Raylar paket içinde olunca 4 USD/Kg vergiden de muaf oluyor! ) yüzeyi planya edilmiş 70x65x9B ya da farklı ölçüdeki bir “B” sınıfı kaliteli rayı tercih ediyorlar. Haklı olarak pazar payının da çoğunu alırlarken, bizim yerli taahhüt firmalarımız için oluşan ortak kanaat şu oluyor; “yerli firmalar konforu yüksek asansör yapamıyorlar (!) piyasada onlara güven yok” İyi de sen işe başlarken soğuk çekme rayı (kanat yüzeyi işlenmiş raya göre iki kat pürüzlü) kabin rayı diye seçerek kalitesizliğe razı oldun, kullanıcı sana neden güven duysun ki?

Üretmek ve kalite demişken; bu konu Türkiye’de bir dokun bin ah işit faslına girer. En başta üretmek için nitelikli teknik eleman bulmak ciddi bir problem; teknik okullar hala yeteri kadar çok değil ülkemizde. Bence, Türkiye’nin daha çok Doktor, Mühendis, Avukat, İlahiyatçı ve İmam yerine yabancı dil bilen ara teknik elemana ihtiyacı var. Çünkü, teknik elemanlar arasında lisan bilenler neredeyse yok gibi! Yine en tepeden hep söylenir; “Afrika her konuda Türkiye için büyük pazardır” Bu tespit çok doğrudur. Ancak, Afrika kıtasının çoğunluğu ülkelerinde insanlar Fransızca konuşuyorlar, sizin bundan haberiniz var mı? Afrika pazarında uzun vadede başarılı olabilmek için her firmanın servis ekibi kurması şarttır, tabi Fransızca bilen teknik eleman bulabilirlerse!. Hala geç kalmış değiliz; Fransızca eğitim veren Meslek Lisesi açılması çağrısında bulunuyorum! Sözün kısası; Meslek Lisesi önemli bir memleket meselesi olmaya devam ediyor. Acıdır ki; hala bunun öneminin farkında değiliz.

Her yıl değişen mevzuatlarla boş kovana çevrilmiş eğitim sisteminin bir sonucu olarak bugün devletçe verilen milyon TL tutarındaki teşvikler üretmek için yetmiyor. Çünkü nitelikli insanlar az bu ülkede ve olanlar da ağırlaşan koşullardan sıkılıp başka ülkelere gidiyorlar!

Oysa, bilgiyi üretmeden teknoloji üretmeyi düşünmek çocuk kalmaktır. Bireyler olarak artık, ya akıllanıp büyüyeceğiz ya da yazarın 47 yıl önce söylediği gibi çocuk toplum olarak kalacağız!..

“Bana öyle geliyor ki; biz çocuk kalmış bir milletiz ve daha olayları ve dünyayı, mucizelere bağlı bir şekilde yorumluyoruz en ciddi bir biçimde. Aklı başında bir Batılının gülerek karşılayacağı ve bize ölesiye ciddi gelen bir şekilde.

Bir başka nokta daha. Öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, trajedimiz, akıl almaz bir şekilde gelişiyor. Ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin.

İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin “muhalefet yapmak” olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile “muhalefet yaptıklarını” sanıyor bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir “mış gibi yapmak” tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya… mesele yok. Bir taklit yapıyoruz ve Batıya bile kendimizi kabul ettirdiğimiz anlar oluyor.

Ya çocuksu gururumuz? Beğenilmezsek hemen alınıyoruz. Batılılara iftiralar ederek kendimizi temize çıkarmak için didiniyoruz. İyi aile çocukları arasında onlara çamur atan mahalle çocuğu gibiyiz.”

Oguz ATAY Kasım 1970

Yıl 2017 Yüksek Öğrenim (YÖK) Denetleme Kurulu üyesi bir Prof. TV’de konuşuyor “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış cahil halktır. Türkiye’nin okumuş kesimi Profesörlerden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar üniversite mezunları, olayları en rahat okuyanlar ilkokul mezunları. Üniversite ve sonrası çok vahim. Çünkü zihinleri bulanık.’’

Türkiye’de ortak olan bir kanaatte; tarih hep tekrar (tekerrür) ediyor!

Bir kez daha düşünün o zaman; neden acaba?

Mutlu yıllar Türkiye!…🌐