Niye Marka Olayım ki?

Yayın TarihiTemmuz-Ağustos, 2018 Berat Kuzu, BKIW Reklam Ajansı Kreatif Direktör Yazdır

Öncelikle markanın tanımı ile başlayalım. Marka bir işletmenin ürün veya hizmetinin diğerlerinden ayrılması için, kendine özgü isim, şekil, renk ve çizgiden oluşan belirleyici bir olgudur. Bu belirleyicilik marka işletmenin diğerlerinden ayrışmasını ve kendine özgü başarısının duyulması için karakteristik çizgileri olan bir anahtar işlevi görmektedir.

Pekala, “markaya ve ayrışmaya neden ihtiyacımız var?” diyebilirsiniz tabi. Ancak her konuda, her sektörde bu denli fazla arz, talepkâr zümreyi seçiciliğe itmektedir. Gerek yerel kültürde gerekse global kültürde yani insanlığın doğasın da eldeki değer ile sahip olunacak olanın en fazla yarar verenini satın alma dürtüsü vardır. Dolayısıyla talepkâr zümre eldeki bir birim değerine karşı sunulacak, bir birim ürün veya hizmetin rekabet ortamında bulunulmasından ötürü 1,1 – 1,9 ve hatta 2 birim karşılığı olanına yönelecektir. Tüm bu rekabet ortamında bu belirleyiciliği marka sağlamaktadır.

İyi de, bu rekabet ortamı hep olacak mı? Amerikan patent dairesi başkanı Charles Duell 1899’da bu konudaki ilk gafın yolunu şu sözlerle açmıştı aslında “Dünyada icat edilecek her şey icat edildi, yeni bir icat kalmadı“ Evet dünyada birçok şey icat edilmişti, ancak bitmemişti ve günümüzde de icat olmaya devam edecekti. Çünkü icatlar ihtiyaçlar ile doğru orantıda ilerler ve yaşam gündeşi değiştikçe yeni ihtiyaçlar doğacaktır. Ancak bu ihtiyaçlar doğana kadar ve esasen ihtiyaç olduğunun hissiyatı iktiza edip, kabullenilene kadar ve hatta bu bir pazar olana kadar mevcut ihtiyaçları karşılamak üzere sistem devam edecektir. Dolayısıyla bilinen ihtiyaçların arzı devam edecektir. Nüfusun artış orantısı ile kesişen doğru eksende, beşerin aidiyet duygusu ve ihtiyaçlarını karşılama dürtüleri ile bir işe ihtiyacı olmaya devam edecektir. Bu durum oluşmaya devam ettiği sürece, yani dünya döndüğü sürece sektör pazarlarına sürekli yeni oyuncular eklenecektir. İşte sizin de oyunda olduğunuz ve yeni oyuncunun da eklenme sürecinin kesiştiği yerde rekabet yeniden başlayacak ve devam edecektir. Her yeni bireye yeni bir iş kolu üretemediğimiz sürece mevcut iş kolları üzerinde yeni oyuncular tüketiciyi seçim yapmak zorunda bırakacak ve tüketicinin kral olduğu, arzın bu kadar yüksek olduğu günümüzde rekabet tüm benliği ile kendini hissettirmeye devam edecektir.

Tüm bu rekabet sistemi devam ederken, burada oluşturulması gereken tüm ayrıntıları, kendi ürünleri etrafında toplamak isteyen her iş insanı, bir de bu topladığı değerleri benimsetmek ve kendinde olduğunu belirtmek isteyecektir. Bu istemlerin doğrultusunda da ayrışmak ve kendini unutturmamak için, esasen dünyanın kuruluşundan beri izlediğimiz bir yöntemi uygulayacaktır. Yani kendine bir isim bulacak, bu isimi bir karaktere sokacak ve bu isimin hatırlanmasını ve ayırt edilebilmesini sağlayacaktır. Aslında çok farklı bir durumdan bahsetmiyoruz. Bu doğduğumuzdan beri verdiğimiz bir varoluş savaşı, burada ise ismi verdiğimiz şeyin et ve kemik yerine değerlerden oluşan bir konu oluşudur.

Asansör sektöründe marka olma fikri özellikle Türkiye’deki yerel pazarda garipsenen bir durum olsa bile, oldukça ihtiyaç duyulan bir özlem olduğu, durumun katma değerleri gözle görülür hale geldiğinde daha net ortaya çıktı. Sektörel olarak Türkiye pazarında öncü olmuş, global pazarda da hatırı sayılır bir üretimi olan markalar aslında bu duruma gereken ilgiyi göstermediğini bu katma değerleri gördükçe hem kendileri hem de diğer oyuncuların fark etmesini sağlamıştır.

Bizim mottomuzda “Anlatanlar, Anlaşılır” söylemimizin esasen her sektör gibi asansör sektörü için de ciddi bir ihtiyaç olduğu şu günlerde sektör tarafından iliklerine kadar hissedilmektedir. Çok ciddi yatırımlar, teknoloji gelişimleri, yeni kalite denemeleri sektör olarak global kılavuz çizgilerinin belirlenme çabalarının yanında tüm bu çabaların insanlığa anlatılma gereksinimi ortaya çıkmıştır.

Marka olmak zor olsa da, gidilecek yer uğraşılacak konu bol, savaşılacak cephe çok olsa da günün sonundaki katma değeri buna oldukça değecektir. Marka olma konusunda birçok profesyonel çok ciddi destek vermek, marka yaratmak için aslında beklemektedir. Bu marka oluşların gelişen teknoloji ile birlikte o kadar çok yolu vardır ki, eskisi kadar zor olmayan bir işlev aslında markalaşma. Tabii şimdi “Bu markalaşma çok masraflı bir konu” dediğinizi de duyar gibiyim. Ancak burada da şöyle bir durum var. Ülkemizin “İçindeki Potansiyeli Keşfet” söylemi ile birlikte değişen ve ilgi gören konularından da biri olması hasebiyle, devletimizin de bu sürece ciddi bir katkısı mevcuttur.

Şöyle anlatayım; bugün gerek yurt içinde gerekse yurt dışında hatta özellikle yurt dışında yapacağınız tanıtım faaliyetlerinin yani yurt dışında bir dergiye reklam üretmenin veya bir yurt dışı fuarına stant açmanın ya da yurt dışı bir fuara katılımın bedellerinin birçok kalemde %50 sini devletimiz markaya hibe etmektedir. Masrafı bölüşmekte ve sanayicisinin yanında olmaktadır. Bu konu bizde halen, “yok ya bize çıkmaz! Aman canım çok uğraştırıyorlar! Bir sürü prosedürü vardır!” gibi söylemler ile aslında kimsenin etkisi olmadan kendi kendimize itibarsızlaştırdığımız ve kullanmadığımız bir destektir. Oysa bu tür destekleri sağlayan tüm kalkınma ajansları, KOSGEB vb kurumlar, samimi, doğru ve iyi niyetli olan amacı hakikaten marka oluşturmak isteyen girişimcileri çok büyük bir gözlem ile beklemektedir. Hani gözlerimiz yollarda kaldı diye bir deyimimiz var ya işte onun gibi, çünkü o kurumların başarısı destek oldukları markalar ile sisteme kattıkları vergi üreten işletmeler ile ölçülmektedir.

Vergi demişken, bir başka parantez ise buraya! Buradaki işlemlerin tamamının direkt gider gösterilmesidir. Markalar ürettirmiş olduğunuz 10.000¨ + KDV’lik bir reklam faturasını direkt olarak gider düşebilmekteler. Gelin bir hesap güdelim. 10.000 ¨ + KDV tutarında bir reklam satın aldınız, örneğin yurt dışı bir dergiye ilan girdiniz veya yerel pazarda şehir içi reklam panolarında süre satın aldınız. (Bu kalemler, destekleyen kurumlara göre değişiklik gösterir. Destek kalemi bazında ) 1800¨ katma değer vergisini düştünüz, %50 kurumdan destek aldınız. 5000¨’lik rakam da öyle gitti. Zaten işletme olarak siz gelir vergisi adı altında bir vergi ödüyorsunuz. 10.000¨ tek düzen hesap planına göre 760 Pazarlama Satış giderlerine işleyeceğiniz bir konu olduğu için gider gösterdiniz. Aslında siz bu işlem için para ödemediniz. Üzerine destekleme aldınız. Siz sadece farklı kalemlerde kasanızdan çıkan rakamı reklam gider adı altında ödediniz, markanıza değer sağladınız, satış çizginizi arttırdınız.

Peki devlete bunun ne faydası var? Neden destek oluyor diye sordunuz diyelim! Eskiden siz 100.000¨ satış yapıp bu rakamı üretecek personeli istihdam ederken, bu rakam için yarı mamul satın alırken, bu rakam için vergi öderken markalaşma süreciniz devam ettiğinde ve siz satışlarınızı 200.000¨ yaptığınız tüm işlemleri bu rakam üzerinden üreteceğiniz için devlete burada fayda sağladınız. Bu durumda herkes kazandı. Dolayısıyla markalaşma sürecinin kazandıran bir süreç olduğu ortada.

Fark yaratan, farkları ortaya çıkartan ve farkların kimde olduğunu hatırlatan bu süreçte daha çok görüşmek üzere, marka günler dilerim.