Minimalizm ve Kara Cumalar!

Yayın TarihiEylül-Ekim, 2018 Yazdır

"Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır." Platon

Minimalist yaşam nedir?

Şehirde yaşayan bir insanın, olağan yaşam tarzından tamamen vazgeçmeden, çağın getirdiği olumsuzlukları azaltarak veya tamamen ortadan kaldırarak yaşam konforunu artırması olarak tanımlanabilir.

Neden minimalizm?

Son 15 yılda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı ilerleme, artan bilgi ve ürün çeşitliliği insan yaşamını kolaylaştırırken diğer taraftan hızlandırıyor. İnsanlar kaldırabileceğinden daha fazla bilgi yoğunluğuna, kullanabileceğinden daha fazla ürüne sahipler. Artık daha çok tüketiyor, daha çok çalışıyoruz ve yaşam şartları zorlaşıyor. Sahip olduklarımız fazla ama daha mutlu değiliz. Oysa mutlu olmak için yaşıyoruz, yanlış olan bir şeyler var ve yaşam sürüyor, bizse anı yaşayamadan, sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz, teknolojinin bir nevi esiriyiz. Misal, cep telefonları zamanımızı giderek daha fazla çalıyor. Sonuç: İnsanlar artık kendisi için yaşayamıyor, kendimize ait zaman giderek azalıyor ve farkında olmadan daha fazla bireyselleşiyoruz.

Bu yaşam şeklini kabul etmek zorunda değiliz. Minimalizm burada devreye giriyor. Hayatımızı, çevremizi, ilişkilerimizi ve zihinsel süreçlerimizi sadeleştirerek daha kaliteli, konforlu ve özgün bir yaşama sahip olabiliriz.

Nesnelerin esiri olmamak!

Minimalist yaşam nesnelerin esiri olmamaktır. Misal, paraya, hayatı sürdürmeye yardım eden bir araç olmaktan öte bir anlam yüklememektir. Nesneleri, hayatımızın merkezi olmaktan çıkarıp kendimizi ön plana almamız gerekiyor. Nesneler bizim sahibimiz olmamalı, zamanı geldiğinde onlardan kurtulmalıyız. Örneğin; yılda sadece iki veya üç hafta kullanacağınız, hırsız girer mi kaygısını taşıdığınız bir yazlığa sahipseniz mülkiyetçi, bu eve harcayacağınızdan çok daha azı ile 5 yıldızlı bir otelde tatil yapmayı tercih ederim, az kullanılan bir yazlık eve ne gerek var diyorsanız minimalizme dönük birisiniz.

Minimalist yaşam, hiçbir şeye sahip olmamak değil, sadece gerekenlere sahip olmaktır. Paranın, nesnelerin önemini bilmek, ancak bireyi kontrol etmesine izin vermemektir.

Minimalizm ve Bizler

Türkiye insanı “bir lokma, bir hırka” tanımlı yaşam sürecini çok eskilerde bıraktı. Günümüz insanının çoğunluğu Minimalist yaşam tarzından çok uzaktır. Bugün Türkiye toplumunun çoğunluğu, günü kurtarmak, bir an önce zengin olmak için ne gerekiyorsa yapmayı, menfaatleri için haklının yerine güçlünün yanında durmayı yaşam biçimi olarak sürdürmektedir.

Minimalizm ve Eğitim

Minimalist yaşam eğitimle insana kazandırılabilir. Minimalist insan eğitimli ve sorumluluklarının bilincinde, bireysel özgürlükçü, başkalarının hakkını kendi hakkı gibi gören, koruyan, insana saygılı, az olanın çok olabileceğini bilen, üretken yapıda bir insandır.

1960‘larda Japonya malları dünyada ‘kalitesiz’ demekti. Japonya bilim ve teknolojinin önemini biliyordu ve insanı geleneklerinden vazgeçmeden aldırdığı bilimsel eğitimle dünyada örnek gösterilir hale getirdi. Bugün Japonya ekonomisi dünya ekonomi liginde ilk üçte ve en çok en kaliteli üretim yapan ülkelerin başında geliyor.

1950’lerde Singapur, küçük ve yoksul bir adaydı. Tek seçeneğinin insanını eğitmek ve devletini yeniden yapılandırmak olduğunu kavradı ve ihtiyaç duyduğu bilimsel bilgiyi insanına verdi. Bugün dünyadaki en zengin ülkeler arasında yer alıyor.

Biz hala neden fakiriz!

Özellikle 1950 sonrası eğitim süreçlerinde üretime dönük insan yetiştiremeyen Türkiye, uzun vadeli düşünmekten ziyade günü kurtaran, kısa yoldan zengin olma heveslisi, kendi çıkarı için haklının yerine güçlünün yanında durmayı tercih eden, üretmeden tüketmenin Türkiye’nin sonu olacağı bilincinden uzak insanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplum haline geldi.

Bir gazetenin 10 Ağustos Cuma günkü manşetinde "Ekonomide Kara Cuma" başlığı ve art arda yorumlar dikkatimi çekti; bizi istemeyen dış güçler, dış düşmanlar(!) suçlu olarak gösteriliyordu doların bu ani yükselişi için. Kanaatimce, Kara Cumalar bu ülkede seçimlerimizin sonucunda neredeyse 60 yıldır aralıklı olarak yaşadığımız ekonomik kabus günleridir ve bu yeni birşey değil ayrıca bitecek gibi de görünmüyor! Misal, ‘Dolar isterse 10 TL olsun Türkiye batmaz ki’ diyen bir vatandaş USD’nin her artışında ülke borcunun artarak katlandığını, kendi hayatının daha pahalandığının artık farkına varmalı ve nedenini ülke dışında suçlu aramadan kendisi düşünmelidir.

Biz hala neden fakiriz? Çünkü yeteri kadar üretemiyoruz! Katma değeri yüksek ürün üretimimiz yok denecek kadar az Türkiye’de. İhracatımızın neredeyse %50 si cari açık olarak dışarıdan alınmış dış borç, o yüzden fakiriz.

Biz hala neden fakiriz? Çünkü, eğitimde bilimselliğe önem vermeyen toplumlar günümüzde sayıları belli olan geri kalmış/gelişmekte olan ülkelerdir ve biz de onlardan biriyiz.

O yüzden de Kara Cumalar bu ülkede hiç bitmiyor!