Gerçek Yapısal Reformlar Atatürk Devrimleridir!

Yayın TarihiOcak-Şubat, 2019 Yazdır

Gerçek Yapısal Reformlar Atatürk Devrimleridir!

Yapısal reform nedir?
Bir toplumun yapısını ileriye doğru değiştirebilmektir.
Türkiye’de değişim, 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri sonrasında başladı. En başta ekonomisi büyüdü, insanların gelirleri arttı; kişi başı milli gelir ilk defa 10 bin700 Dolar (USD) seviyesine çıktı ve uzun bir süre orta gelir tuzağı diye adlandırılan 10.000 USD seviyesinde kaldı, daha yukarı yönde ilerleyemedi

Toplumun yapısıyla ilgili değişimse bana göre 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumu sonrasında fark edilir boyutta yaşandı. 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği referandumu ve 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı Sistemi seçimlerinin kazanılmasıyla, millet iradesine dayalı, komple sistem değişimleri yapıldı. Bu süreçte sayılamayacak kadar çok kanun, kısaca Anayasa değişti: Daha da önemlisi ülkede gözle görülür bir toplumsal yapı dönüşümüne yol açan aksiyonlar alındı.

Tüm bu yapılan değişimler birer yapısal reform olarak kabul edilebilir miydi?

Türkiye’nin 2018 yılında yaşadığı ekonomik sarsıntının, yabancı para birimlerinin değer kazanması sonucunda Türk Lirasında yaşanan aşağı yönde seviye kayıplarının yarattığı yeni güvensizlik ortamının, küçüğünden büyüğüne yatırımcılarda oluşturduğu bekle gör pozisyonları, özellikle yurt içi asansör piyasamızda, inşaat sektörünün duraksamasıyla olumsuz yönde etkilenmiş, bunun bir sonucu olarak da yeni asansör siparişleri azalmıştır. Süreçte ödenmeyen çekler, senetler artmış, üretici ile türetici arasındaki denge bozulmuştur. Kârlılığın neredeyse minimum seviyelerde seyrettiği bir sektörde, borçlanma faizlerinin yıllık %25’in üzerinde yüksek seyretmesi firmaların ayakta kalmasını tehdit eder bir durum yaratmıştır.

Yurt içi asansör piyasasının küçülme gösterdiği bir ortamda, Türk firmaları doğal olarak yurt dışına, ihracata yönelmişlerdir. İhracat yapmayı; yani Türkiye’de üretip yurt dışı pazarlara satabilmeyi elbette gerek ihracatı yapan firma, gerekse ülkemiz için son derece yararlı bir iş olarak görmekteyim. Ve buradan hala Avrupa Birliğinin her yönden en verimli Pazar olduğunu vurgulamak istiyorum. Ancak ne var ki; "Türkiye’den AB ülkelerine ihracat yapmak sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Zira, EN 81-20 Asansör Standardına uygun asansör malzemesi üretmek ülkemizde hala önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır." Yerel üreticilerin çoğunluğu ürettikleri malzeme için EN 81-20 Standartlarına uymamaktadırlar. Türkiye’den AB ülkelerine ihraç edilen asansörler montaj sonrasında hizmete verilmeden önce onaylanmış kurumlarca yapılan denetimlerde kabul görmemektedirler. Bu, ciddi ve önemli bir sorundur. Zira, ihraç edilen asansörlerin AB ülkelerindeki denetim sorunları ve uygunsuzluklar yaşaması, Türk mallarına karşı bir önyargı yaratmakta, EN 81-20 Standardına uygunluğunu standardize etmiş ciddi Türk firmalarının da AB pazarlarında Türk malına karşı oluşan olumsuz algı nedeniyle zorluklarla karşılaşmalarına neden olmaktadır.

AB Ülkelerine, ihracatı sürdürülebilir kılamayan Türk firmalarının çoğunluğunun bir sonraki uğrak yeri, gelişmekte olan ülkeler olmaktadır. Çünkü, bu pazarlarda EN 81-20 Standardı esnetilmekte ya da kullanılmamaktadır. Ne var ki; standartların esneklik kazandığı pazarlarda yoğun rekabet yaşanmakta ve fiyatlarla birlikte kârlılık düşmektedir. Bir birine uygunluğu doğru dürüst test edilmemiş kalite standardı iyi olmayan malzeme ile yapılan asansörler, kısa süre sonra sorun haline gelmektedirler. Bu da kısa vadede müşteri kayıplarına uzun vadede ise Türkiye’nin yurt dışındaki imajının daha çok bozulmasına neden olmaktadır. Kuşkusuz bu durum, firmalarımız ve ülkemizin zararınadır. Kanımca, tüm bu olumsuzlukları gidermenin yolu Türkiye’de üretim süreçlerinde şart olan etkin denetimlerin var kılınması ve bunun bir koşulu olarak da güçlü bir ekonominin sürdürülebilir kılınmasından geçiyor.

Ekonomistler, Türkiye ekonomisinde 2018 yılı son çeyreğinde yaşanan aşağı yöndeki olumsuzlukların ana nedeninin, zamanında yapılamayan yapısal reformlardan kaynaklandığını ifade etmektedirler. Yine aynı çevrelerin ifadesiyle; filanca kanunun falanca maddesinin ya da filanca kanunun komple değiştirilmesiyle yapısal reform yapılamaz. Belki iyi bir şey yapılmış olur ama kanunda yapılan iyi yönde geliştirme de olsa, yapılanlar yapısal reform olarak kabul görmemektedir. Çünkü; bilimsel düşüncede şansa ve mucizeye yer yoktur. Bilimsel düşünceyi ülke insanında etkin kılmanın en temel yoluysa ülkede uygulanan eğitim sistemidir.

Yapısal Reformlar ve Atatürk!

Osmanlı’nın küllerinden 1923 yılı şartlarında bir Cumhuriyet yaratmak, en büyük yapısal reformdu. Çünkü, o yıllarda ülkenin idare şekli olan mutlak monarşi terk edilmiş, Cumhuriyet idaresine geçilebilmişti.

Ya bugün?

Cumhuriyet’in ilanı sonrasında gerçekleşen Atatürk devrimlerinin her biri kuşkusuz birer yapısal reformdu. 1924 yılında eğitimin dinsel temelden bilimsel yapıya dönüştürülmesi en önemlilerinden biriydi kanımca. Yine bence; bugün okuduğunu anlamayan, standardı işinde sağlayamayan, işine geldiği gibi yorumlayan, kısa sürede köşe dönmeyi marifet sayıp, kendi çıkarlarını sektör ve ülke menfaatleri üstünde gören, bize bir şey olmazcı bireylerin her geçen gün toplumumuzda artmasının en temel sebebi; bilimsel yapıdan uzaklaşan eğitim sistemimizdir.

Yapısal Reformlar!

Eğer kelimelere aynı anlamları tanımlayamıyorsak, aynı dili konuştuğumuzu nasıl söyleyebiliriz?

  1. Serbest Pazar Ekonomisi,
  2. Bilim ve Teknoloji,
  3. Eğitim,
  4. Liyakat,
  5. Barış Kültürü,
  6. Hukukun Üstünlüğü,
  7. Pragmatiklik,

...