Bir Yolun Hikâyesi ve Öğrenilmiş Çaresizliğimiz!

Yayın TarihiKasım-Aralık, 2017 İsmail Yıldırım Yazdır

“Hiç kurtuluş olmadığı yollu kesinlik de bir tür kurtuluştur, aslında kurtuluşun ta kendisidir. Bundan yola çıkarak tarihin felsefesini inşa ettiğimiz gibi kendi hayatımızı da düzenleyebiliriz; tek kurtuluş yolu olarak çözümsüzlük de çözümdür.”
E.M.CIORAN

Çaresizlik nedir

Çözüm yeteneğinin kişide yitirilmesidir. Mevcut sosyal ekonomik sorunlara çıkış yolu bulamamanın yarattığı acizlik duygusu, kişinin yetkin olamama halidir.

Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

Kabullenmedir.

Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağına inandığı zihin durumudur. Kişi ne yaparsa yapsın sonucun değişmediğini, engelleri hiçbir şekilde aşamadığını, istediği sonucu almanın kendi ellerinde olmadığını düşündüğünde, çaresiz olduğunu öğrenir ve herhangi bir şey yapmamayı seçer. Artık kazanmayı değil, kaybetmeye katlanmayı öğrenmiştir.

Misal, Türkiye’de doğal yoldan olmayan sıradan insan ölümleriyle insan hayatının önemsizliğine olan inanç yaygındır ve bu bir öğrenilmiş çaresizliktir.

Asansör sektöründe durum farklı mı?

Üretim-ihracat yapan sektör firmalarımızın birçoğu şu veya bu nedenle sürekliliğini sağlayamadıkları kurumsal hizmetler, fiyat, kalite, standardizasyon ve servis hizmeti sorunları nedeniyle yurt dışı pazarlarda imaj kaybederler ve ekseriyetle bir defa sattıkları müşteriye tekrar satamazlar, pazar ve ciro kaybederler. Kaybettikleri ciro ve imajın sebeplerini bildikleri halde önlem almaları kendi iradelerindeyken bunu yapamazlar ve aynı hataları tekrarlarlar. Bu da bir öğrenilmiş çaresizliktir..

Öğrenilmiş çaresizlik, çaresizlikten daha tehlikelidir. Zira, çaresizken çaresiz olduğunu bilir insan. Ancak, çaresizlik öğrenildiği zaman çaresizlik alışkanlığınız ve yaşam biçiminiz olur ki; o vakit yaşayan bir ölü haline gelebilirsiniz!

Oysa çaresiz değil, sorun neyse, çare Siz olmalısınız!

Yıl 1938

Ege’nin ıssız bir köyünde, bir muhtar halkla elele vererek önemli işlere imza atıyordu. Muhtar aydın, çalışkan, doğa aşığı bir insandı. Köylüler, muhtara besledikleri güvenle çalışırdı; yol, okul gibi birçok eser yarattılar. Bölge bataklık, haliyle sivrisinek yuvasıydı. Sıtma gibi salgın hastalıklar insanları öldürüyor köylüyü canından bezdiriyordu. Muhtarın o güne kadar 8 kız çocuğu olmuş, 4’ü sıtmadan ölmüştü. Son çocuğu erkek doğunca muhtar erkek çocuğunun(!) şerefine halka bir söz verdi; bataklık kurutulacak, sıtma ve insan ölümlerine çare bulunacaktı.

Muğla valisi, bölge halkını düşünen, muhtarı da tanıyıp seven biriydi. Muhtar ve köylüleri kabul edip dinledi. Ardından Bilim insanlarına konuyu taşıdı ve soruna çareyi buldu; bataklık kenarına Okaliptüs ağaçları ekilecekti. O tarihte Türkiye’de Okaliptüs ağacı yoktu. Yörede yaşayan dünyaca ünlü bir yazar girdi devreye; Avusturalya’dan yüzlerce Okaliptüs fidanı getirildi. Fidanlar 3 kilometre boyunca tüm ovaya cetvelle çizilmiş gibi arada ince uzun bir yol varmışçasına dikildi. Ağaçlar büyüdükçe bataklık, sivrisinekler ve sıtma yok oldu.

Bugün Marmaris veya Datça’ya karayoluyla gidenler, Gökova’ya indiklerinde iki tarafı dev Okaliptüs ağaçlarıyla çevrili uzun ince bir yoldan geçerler. Görsellik ve esinti büyüleyicidir. Çok kişi, o seyri doyumsuz yolda fotoğraf çektirir.

Bu yolun yaratıcısı Gökova Muhtarı Mehmet Gökovalı, Muğla Valisi Recai Güreli. Okaliptüs fidanlarını Avusturalya’dan getirten ünlü yazar; Halikarnas Balıkçısı; Cevat Şakir Kabaağaçlı’ydı.

Muhtar Mehmet’in oğlu, Halikarnas Balıkçısı’nın manevi evladı, ağaçların dikilmesine vesile olan kimdi derseniz o da bir bilim insanı, turizm rehberi, arkeoloji uzmanı, yazar, şair, gazeteci, öğretim görevlisi: Prof. Dr. Şadan Gökovalı.

Okaliptüs ağaçlarının arasındaki bu yolun adı bir zamanlar ‘Sevgi Yolu’ymuş. Ancak şimdilerde sahipsiz, yoğun yağış ve fırtınalar 25 metrelik ağaçlara zarar veriyor. Ama en çok zarar vereni insanımız; Gövdesi çizilmedik, yazı yazılmadık okaliptüs ağacı neredeyse yok gibi. Hedef tahtası yapıp silahla ateş edenler de arttı son yıllarda. Ölüme çare olan Okaliptüs ağaçları yavaş yavaş ölüyorlar ilgisizlikten..

Zamane muhtarlarını salonlardan izlerken, sıtmadan ölen insanların hayatını kurtaran okaliptüs ağaçlarıyla çaresizlik günlerinde ölüme çare arayan muhtar Mehmet, vali Recai Güreli, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, Prof.Dr. Şadan Gökovalı geliyor aklıma..

Ruhları şad olsun!

Ve bir de öğrenilmiş çaresizliğimiz!

Öğrenilmiş çaresizliğimizi nasıl mı yeneriz?

Her yıl değişmeyen, insana hayatı ve Özgür düşünmeyi öğreten bir eğitim sistemiyle…